Okumayi henüz yeni ögrendigim yillarda, çocuklugun verdigi büyüme hevesiyle, yasima uygun yazilmis kitaplara pek yüz vermeyerek, “büyük kitaplari” okurdum. O yaslarda, edebiyat hakkinda fazla bilgim olmadigi için, kitaplarimi hep babam seçerdi. Bir seferinde de elime Truman Capote’un Çimenin Türküsü adli kitabini tutusturmustu.
Kitabin künyesinde orijinal adini gördüm ya, çocuk akli, kalibimi basmistim hemen. Neymis efendim, bu çevirmen Ingilizce bilmiyor! “The Song of The Grass”, Çimenin Türküsü demek degildi ki, Çimenin Sarkisi idi. O zamanlardaki engin Ingilizce’m(!), kitabin çevirmeninin Ingilizce bilmedigine ya da kitabin orijinal adina saldirida bulunduguna isaret ediyordu... Ancak yeni yeni anliyorum ki meger o çevirmen gayet güzel bir is yapmis!
Aradan en az on yil geçti kitabi okuyali. Ama “hafiza” öyle ilginç bir oyun oynuyor ki; unutacagimizi sandigimiz bir olay bir hafta içinde tamamen zihnimizden silinirken, hiç önemsemedigimiz küçük bir ayrinti yillar sonra yakamiza yapisiveriyor. Aslinda, kitabin konusundan aklimda kalanlar pek de öyle aman aman seyler degil. Hepi topu, bir anneanne, bir torun ve onlarin ‘agaç-ev’lerinden ibaret. Kitapta beni en çok etkileyen nokta ise, adi.
O zamanki aklimla “ Çimenin de türküsü mü olurmus!” diye burun kivirirken, simdi çimenin dilinde her zaman bir türkü oldugunu biliyorum artik. Bunu bana ögreten de çevirmeninin basarisi oldu. Adini hatirlayamadigim ama kendime örnek aldigim insanlardan biri olan meslektasima tesekkür ediyorum. Bu meslege gönül vermemi saglayanlardan biri oldugu için...
Çimenin de türküsü mü olurmus canim! Çimen, çimendir... Biraz yesil, biraz sari, biraz da hos bir koku... Hepsi, bu! Oldugu yerde yeserir çimen, su vermezsen ölür, gübrelemezsen kellesir. Suyu fazla kaçirirsan da çürür.
Gübre dedim de... Garip bir gübresi var çimenin. Seker gibi, tuz gibi beyaz, un ufak... Ama yeserdiginde de harika olur çimen! Basmaya kiyamazsin. Degisik bir yesili vardir üstelik, cilalanmis ya da yaldiza bulanmis gibi. Onlarin sararacagini hatirladigimda yazin gelmesine bile üzülürüm. Oysa hep bahar olsun, çimenler yesersin isterim. Denize girmemeye bile raziyim yeter ki çimenlerin üzerinde söyle bir dolanivereyim çiplak ayakla!
Hep çimenle bastan asagi kaplanmis bir bahçem olsun istemisimdir. Belki bir avuç kir çiçegi tohumu da ekerim. Ama sadece yesillik olsa da yeter bana. Bir sezlong koyarim bahçemin tam ortasina... karsimda Ege. Semsiye de gerekir tabii! Kirmizi bir semsiye alirim... Gölgesinde kitap okurum gün boyu. Kimse gelmesin yesil çimenli bahçemdeyken, bozmasin keyfimi!
Hayatta en çok sevdigim sey nedir bilir misiniz? Çiplak ayakla çimene basmak! Evet evet! Tüm sikintimi alir... Bir sakin ‘ben’ yaratir. O zaman güzel olurum, o zaman güçlü olurum ve en önemlisi de o zaman dünya benim olur. Dünyayi bana vermek için beni sabahtan böyle bir bahçeye birakin ve aksama kadar da ugramayin bir daha. Ellemeyin çimenlerimi sulayayim ben... Tohumlarimi ekeyim... Aksam geldiginizde tamamen farkli bir ben olarak çikayim karsiniza. Özen lazim, sevgi, ilgi ama en az o kadar da özgürlük lazim ona.
Sudan bunalirsa çürür, basilmaktan bunalirsa süner. Tipki insan gibi. Çocuk gibi. Benim gibi. Ara sira oksanmak ister çimen. Rüzgâr esmeli bu yüzden... Degmeli saç tellerine. Hafif bir dokunus bile derinden etkiler çimeni. Birini selamlar gibi bir egilir, bir kalkar. Hafif bir ses gelir inceden, kulagi mest eder. Rüzgâr cosar, çimen cosar, ses cosar... Ben kapilir giderim bu sesin içinde... Ölesiye yesil, ölesiye ince, ölesiye benden. Mirildanmaya baslarim sonra ben de. Özgürlügümü hatirlarim... Kölesi olmusum meger ararken. Özgürlük, yesillik ve ben. Üçümüz bas basa... Günes tepemde, neyse ki semsiyem var!.. Koruyor beni...
Tanrim, o da nesi! Nedir bu ses, ben kiminle söylesiyorum? Yoksa çimen türkü mü söylüyor? Özgürlüge dair, hayale dair... Umuda, yasama, bana dair. Çimen türkü söylüyor. Gitmek istedigi yerleri anlatiyor, azat olmak istiyor. Ama o ebediyen köle, bu bahçede kalmaya, günesin altinda kalmaya mahkûm. Suçu özgürlügüne asik olmak, cezasi onun kölelik. Rüzgâr kudurur, kiskandirir onu bazen. O ise bir türkü tutturur acikli mi acikli, söyler durur... Ta ki rüzgâr insafa gelip de uzaklasincaya kadar.
Çimenin de bir türküsü varmis meger. Özgürlügünü istermis hep; çocuk gibi, benim gibi, insan gibi...