IDDN Certification 
Contents of all sites are submited 
to copyright. Thanks ! Les contenus des sites sont soumis aux droits d'auteur. 
Merci. 

LES LIVRES ... Najman..1. 2 - Murphy...1 2 - Aclinou 1. 2 3 - Expédition : 3 à 6 jours ouvrables

... sont aussi disponibles à la Fnac ... Yvelinedition ... Amazone.com ... ( 1 à 2 jours !! )

Eclairage sur : " Une pédagogie oubliée : le vodou " L'interview (Novembre 2007)

COMING SOON !!!
MULA’YA MEKTUP >>> Nemika TUGCU

Içimdeki o tarifsiz sikintiyi, mutsuzlugumu, hiç kimseye anlatamadigim için bana agir gelen her seyi yazmak için birini aradigimda ilkokul ögrencisiydim.
Cografyasina da insanlarina bir türlü alisamadigim bu kentte bir tek arkadasim yoktu; evimizin önünde piril piril parlayan yapraklari rüzgâr estikçe birbirine degen iki kavak agacindan baska. Onlarla konusuyordum, çünkü yasitim çocuklarin dillerini anlamiyor, oyunlarini sevmiyordum. Bu kentte deniz yoktu, çay bahçeleri, yazlik sinemalar, tramvaylar, plajlar, kocaman agaçlari ve çiçekleri olan evler yoktu, yildizlar yoktu. Gökyüzü mavi degildi!
Yalnizdim.
Evden kaçabildigimde terkedilmis harman yerine gidiyor, ne için kazildigini bilmedigim hendegin bir tarafinda durup karsimda biri varmis gibi konusuyor sonra hendegin öbür tarafina geçip kendime yanit veriyordum.
Çogunlukla okudugum kitaplardan aklimda kalan sahneleri oynuyordum ama en sevdigim oyun, “Biz Istanbul’a Gidiyoruz” adini tasiyordu.
-Biz Istanbul’a gidiyoruz.
-Evet artik dönmeyecegiz.
-Babamin tayini çikti.
-Babaannemin tavanlarinda kus resimleri olan kocaman bir evi var.
-Siz hiç deniz gördünüz mü?
-Istanbul’da yüzlerce arkadasim var...
-Hmmm, en sevdigim mi? Mula.
-Elbiselerini bir görseniz! Çok güzel.
-Evet benim arkadasim.
Harman yerinden her dönüsümde siki bir azar isitiyor, bir daha habersiz hiçbir yere gitmeyecegime dair sözler veriyor ama unutuyordum. Birkaç basak, bir iki ekin sapi kalmis bombos harman yerinin arkasindan görünen daglarin ardindaydi her sey benim için. O çiplak, renksiz, ihtiyar bir adam gibi duran daglarin ardinda.
Yatagimda büzülmüs düsünüyordum: Ne yapmaliydim, kime nasil anlatmaliydim?
Disarisi eksi yirmi yedi dereceydi ve kar hiç durmadan yagiyordu.

Uzun iç çekisler, sertçe kapanan kapilar ardinda zaman zaman yükselen sesler, avukat ve mahkeme sözcükleri içimde müthis bir korku uyandiriyordu. Yemekler sessizce yeniliyor, radyo açilmiyor, sinemaya gidilmiyordu.Açikça söylenmese de evimizin temellerinin sarsildigini anliyordum Korku ve panik yüregime çökmüstü.

Tasiyamayacagim kadar agir, içimi parçalayan bu yükü atmaliydim. Baska bir kentte, bir köyde ya da kasabada bir arkadasim olsaydi ona anlatirdim...
Ders çalisamiyor, uyuyamiyor, yemek yemek istemiyordum.
Türkiye Atlasi’ni alip karistirmaya basladim bir gece. Sayfalari çevirdikçe her bölge önüme yeni bir evren olarak açildi. Her bölgenin daglarinda, ovalarinda, akarsularinda, kasabalarinda, köylerinde dolasmaya basladim. Birbirinden ilginç isimleri olan bu kentlerin, köylerin, kasabalarin her birinde bir arkadasim olsaydi keske. Atlasin üzerinde bir kuzeye, bir güneye gittim. Doguyu ve batiyi dolastim ve buldum:
Aradigim kent Mugla’ydi.

Yaz tatillerinde Halamin Istanbul’daki evinde kalirdik bir süre. Ev sahiplerinin iki kizi vardi: Mula ve Tassula.
Omuzlarina dökülen kivircik siyah saçlarina, uzun boyuna, giydigi birbirinden güzel elbiselerine ve iri siyah gözlerine gipta ettigim, benden de kuzenlerimden de yasça büyük olmasina karsin oyunlar oynayabildigimiz Mula’nin adini çagristiriyordu bu kent.
“Avare” filminin sarkilarini en güzel söyleyen, Hint danslarini en güzel yapan Mula’ydi. Her aksam bir oyun icat eder, evlerinden degisik kiyafetler getirir, hepimize rol dagitirdi.. Bir keresinde sedefli ojesinden benim tirnaklarima da sürmüs, Tassula’nin makyaj kalemiyle gözlerimi boyamis, saçlarimi topuz yapmisti. Mula’ya mektup gönderemezdim; üzüntüme neden olan olay beni utandiriyordu ayni zamanda. Hem sonra halam duyarsa çok kizardi.
O gece Mula’ya uzun bir mektup yazdim. Sadece annemle babamin ayrilmak üzere oldugunu degil, beni üzen, tedirgin eden ne varsa hepsini anlattim. Arkali önlü alti sayfa doldu. Mugla’ya gönderecegim mektuba hayali bir adres yazdim, zarfi kapattim ve Hayat Bilgisi kitabimin içine koydum.
Hiç kimseye ulasmayacakti bu mektup, bunu biliyordum ama hafiflemistim birden, artik bir arkadasim vardi benim.
Uyudum.
Ertesi gün kar yollari kapattigi için okula çok zor ulastik. Siniflarimiz iyi isinmadigindan paltolarimizla oturduk. Sol elim siranin içinde, Hayat Bilgisi kitabinin üzerinde duruyordu. Arkadasim, sirdasim çok yakinimdaydi ve ben artik yalniz degildim.
Basögretmen son derste kar yagisi nedeniyle okulu tatil ettigini söyledi ve hepimizi evlerine gönderdi. Postaneye ugrayabilecegim için çok mutluydum. Mektubu bir kez daha yokladim, posta ücretini paltomun cebine koydum, eldivenlerimi giyip atkimi basima sardim ve okulun kapisindan çiktim.
Kar taneleri kelebekler gibi uçuyor, kirpiklerime, saçlarima, ayakkabilarima, paltoma yapisiyordu. Basimi kaldirdigimda ben de kar taneleriyle birlikte uçuyormusum duygusuna kapildim. Ben öyle basim havada, kar taneleriyle birlikte uçarken iki kuvvetli kol ayaklarimi yerden kesti, beni havaya kaldirdi.

Babam beni eve götürmek için gelmisti!

Okullar iki gün tatil edildi.
Evde oldugum sürece atlasin içinde yolculuklar yaptim. Mavi yollardan kirmizi, yesil yollara saptim, sinirdaki kasabalara gittim, daglara çiktim, irmak boylarini dolastim, denizlere açilip karsi kiyilara ulastim ve orada yasayan insanlari düsündüm.

Kar durdu, yollar da okul da açildi.
Iki gün Hayat Bilgisi kitabimin kapagiyla kap kâgidi arasina sakladigim mektubu okula giderken yine kitabin yapraklarinin arasina koydum ve ders süresince yokladim.
Okuldan çiktiktan sonra postaneye gittim. Kalin, kahverengi pasli bir yayi olan kapiyi itip girdim içeri. Posta müdürü yoktu, Tatli bankonun arkasindaki masada oturmus mektuplari istifliyordu. Gicirtiyla yaylanan, bir içeri bir disari gidip gelen kapi yavas yavas durdu. Tatli mektuplarin birini alip bir destenin üstüne, digerini baska bir destenin üzerine koyuyor, sonra o desteden bir iki mektubu ayirip baska bir deste yapiyordu . Beni fark etmemisti.
Tatli bizim postacimizdi. Daha bizim sokaga girmeden bisikletinin zilini çalmaya baslardi. Onun çalisi farkliydi; tipki bir enstrüman gibi. Geldigini anlar, kapinin önüne firlardim. Evlerin arasindaki göbegin etrafinda bisikletiyle genis bir tur atar, dönüp bizim sokaga girer, pedallara asilir, kasketini çikarip sallayarak hizla önümden geçip giderdi. Ben onun arkasindan ümitsiz bir sekilde bakarken birden büyük bir yanlislik yapmis gibi elini basina götürür, frene basar, gidonla ön tekerlegi yukari kaldirir, bisikleti inanilmayacak bir çabuklukla çevirir, yanima gelince de omzuna asili çantasinin kenarindan ucu görünen mektubu gülerek uzatirdi.
Her defasinda ayni numaralari yapmasina karsin bu töreni bekler, geçip gidisinde ayni düs kirikligini yasar, geri dönüsünü de zafer sevinciyle karsilardim.

Tatli onun gerçek adi miydi, yoksa güler yüzlü oldugu için birileri ona bu adi mi takmisti bilmiyorum ama çocuklugumda beni en mutlu kilan büyüklerden biri, hatta en önemlisi olarak hatirlarim onu hâlâ.
Mula’ya yazdigim mektubu çantamdan çikardim; saklamak için habire yerini degistirdigim zarf burus burus olmustu! Ayip olmayacak miydi burusuk zarfi göndermek!
Ya Tatli babama söylerse!
Ne diyebilirdim ona!
A...evet, benim Mugla’da eski bir arkadasim var, mi demeliydim!
Tatli mektubu açip okur muydu!
Yok canim!
Ben bunlari düsünürken Tatli istifini bozmadan mektuplari ayirmaya devam ediyordu. Yaptigi isten gözünü ayirmadan “Senin mektubun yarin gelecek” dedi. Heyecandan bir tek kelime söyleyemedim. Bir süre daha, ben yokmusum gibi mektuplari ayirmaya devam etti, birden basini kaldirip bakti, elimdeki zarfi görünce bankoya yaklasti “Söylesene be kizim mektup atacagini” dedi. Uzanip elimdeki zarfi aldi, üstünü bile okumadan pulunu yapistirdi, “tak” diye demir damgayi basti, “giden” mektuplar bölümüne atti, bankonun üzerine koydugum bozukluklari da çabucak sayip, çekmeceye koydu.
Mektup gidiyordu, hem de hiçbir engele takilmadan!
Kapiyi itip çiktim ve kosmaya basladim.
Biraz daha büyümüstüm sanki.
RETOUR A LA SELECTION

Click Here!

SOUHAITEZ - VOUS DIRE UN MOT A L'AUTEUR ? VOICI LE FORMULAIRE
SOUMETTRE UN TEXTE : FORMULAIRE
RETOUR A L'INDEX
PAGE DE VOTE WEBORAMA - ACLINOUWEBPAGE
ICQ ACLINOUWEBPAGE
Les contenus de l'ensemble des sites sont soumis aux règles du droit d'auteur. Merci. ©
Tout texte soumis et publié par ECRITDIRE reste sous l'entière responsabilité de son auteur Le site ne saurait être engagé par les opinions exprimées. Les textes publiés restent au moins un an sur le site et demeurent en tout état de cause dans les archives
Toute reproduction, même partielle, par quelque procédé que ce soit, est interdite sans l'autorisation préalable du propriétaire.
Contact:
webmaster
Contents of all sites are submited to copyright. Thanks ! ©
Send e-mail requesting permission to reprint for any use. You do not have permission to use the content for your own website, book, or money-making enterprise. This copyright extends to the use of the material contained throughout the entire aclinouweb sites, and you may NOT simply copy and paste to your own website without express permission. It is fairly easy to obtain permission for use on a website -- but you must first send a request. A link to this site is explicitly required.
Home
version. Francais.English.Esperanto
Le Musee Virtuel Du Mot
Links
..Refer. .
.Visitors.
Ecritdire
Cimaise virtuelle
ReaMed
The Beginning
Excerpt
Book